Sade bir akşam olamazdı ya illaha zar zor geçen bir gün olacaktır. Sabah teker teker vapurdan inen binlerce karıncadan sadece birisi olamazdı ya sadece ve sadece benim için özel biri olabilir. Bu sabahın köründe gecenin gündüze karıştığı kesin, teker teker bu sefer biz anacağız sevdiklerimizin adlarını ağzımızla, bağıracağız, haykıracağız denize karşı. Binlerce bomboş şişeden atılan uzak adalara gitsin diye, beklediğimiz şu şişeler var ya geri dönüşünü hani içine not yazıp yazıp yolladığımız dalgalarla… İşte onlar, geri gelmeyen, gelseler bile asla tebessüm getirmeyen şişelerdi işte bunlar.
Karşımızda tarihin en güzel eserlerinden biri, karşımızda dünyanın en büyük insanlarından biri duruyor gibi. Bilmem kim, sadece yürüyor, sonuçta bir insan. Evet, bir insan sadece kendini düşünen yine benim canımı yakabilme potansiyeline sahip, kurt gibi kulaklarını dikmiş, elleri ceplerinde yürüyen bir insan.
Bilirim bunun gibilerini, uzaktan çarparlar hep gözüme, baktıkça bakasım gelir, kaçtıkça kaçasım. Her sabah demirlerim kendimi rıhtımın o banklarına ya da sağa sola otururum orası önemli değil, esas olan dalgalar ve sessizliği sahilin. Suskunluğum aynı onunki gibi, içten ve derin bir yerlerden sesler çıkarıyorum, mırıldanıyorum kendi kendime. Duyan olursa artık, hani duyan bu güne kadar çıkmadı ama bir bakan olursa belki o bile mutlu eder beni. Bakan oldu mu işte onun da farkında değilim. Sadece oturmak emelim, şu geçen binlerce insana bakmak, teker teker sadece göz teması. Çok mu acıtır canımı insanlar da onlara bu denli büyük bir nefretle bakarım. Hayır, asla onlar benim canımı yakmazlar ama ben onlara yine de bakarım. Sanırım küçük bir çocuk gibiyim, sadece ne zaman önüme bir paket koyulsa onu açmaya yelteniyorum. Eh tabiri caizse insanlar da paketlerim oluyor benim.
Dedim. Bilirim onun gibileri ya da bilirim sanmışım. Yürüyüşünden tanımıştım önce, sonra bakışından aşina bir tebessüm yakaladım herhalde. Kanıma göre, insanlar, işte bu dakikaların önemini kavrayamaz, bense sadece kabullenirim onları. Sevgililerim, o sabah vapurdan indiler, hepsini bir telaş kaplamış, hepsi ağlar gözlerle aksırıp tıksırarak önümden geçtiler. Bir kaç sevgilim yukarı, birkaç sevgilim aşağı gitti. Biliyordum hep böyle yaparlardı, yalnızlığım böyleydi benim. Tüm dünyayı seven ama sevilmekten uzak dalgalara, masmavi dalgalara yakın bir insanım. Sevdiğim her şey kayıp gidiyordu o gün de. Neden bilmem, bir insanın sadece oturarak bu kadar çok kaybedebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Bir insanın sadece bakarak sadece dünyayı anlamaya çalışarak geçirdiği saatler her ne kadar ona gereğinden fazla acı katıyorsa da yine de güzeldi. Sevgililerimin inişini görmek, tekrar her zaman bıraktığım yerde onları bulabileceğimi bilmek bana güven veriyordu.
Bilirim sevgililerimin her birinin hayatını. Yıllar yılı insan sarrafı oldum, gözlerden kaderini, acısını, sızısını; ellerden uğraşını, hayalini, amacını bilir buldum kendimi. Severim hepsini, hepsi sever mi acaba beni? “Sevgili her şey” işte buydu onun adı da. Sevdiğim, sevebileceğim sevmekte olduğum tek kişi ; “sevdiğim her şey”.Gözlerim parıldıyor, ben görmüyorum gözlerimi, adını söyleyince öyle oluyorlar ama bundan eminim. “Sevdiğim her şey” , onun kelimeleri, onun hisleri, o, sadece o; isteğim sadece “sevgili her şey”’in gelmesi. Çok mu be hayat, çok mu görüyorsun oturmakta olan adama hayali, en azından bu hayali, en azından yarıkları gör kalbindeki. Sen hiç mi aşık olmadın “sevgili her şey”’e.
“Sevgili her şey” adı ne garip değil mi, komik hatta. “Sevgili her şey” ben gidiyorum demez asla, o hep yanınızdadır, sevgide, sevmekte, anlayışlı olmakta üstüne yoktur. Bahçelerinde Kadıköy’ün dolaşır. Yollarda karşılaşırsınız onunla, belki okul çıkışınıza gelir. Adı : “sevgili her şey”’dir, hani başka bir ada sahip olamayacağından değil cidden ve cidden sevgili olduğu içindir. Belki Bahariyede bir gün sırtınıza atlar, göremezsiniz, hava gibidir. Her, hem de her yeri sarmış, ince bir tatlı kokudur sanki. “Sevgili her şey” adını gerçekten hiç bilemeyeceğimiz ama hep karşılaştığımız bir şahsiyettir hayatta. Sevgili her kimse o da “sevgili her şey”’dir. Yavaşça vapurdan indiğini görebilmişim herhalde. Ondan aklıma takılmış o sahne. Evet, işte gördüm diyorum daha delirmedim, sevgili her şey o gün sabahın altısında bir vapurdan indi Beşiktaş iskelesinin önünde bekliyordum yine. Bana has o çok saçma günlük rutinlerimi yerine getirmekle uğraşırken aynı zamanda bir parıltı arıyordum. İnsan ne kadar çok afallıyor “sevgili her şey”i görünce. Hemen selam verdi. A konuşuyormuş. Bilmiyordum daha önce hiç sohbet etme fırsatımız olmamıştı. Ben de selam vermeye yeltendim ancak elimdeki tüm ıvır zıvırı düşürmemle elim ayağıma dolandı garip bir selam çıkıverdi ağzımdan. Yoktu sanki karşımda, var mı, yok mu bilmem. Neden görmeliydim sanki onu o dakikada. Hep böyle olur , “sevgili her şey” ne zaman karşıma çıksa ben sus pus kalırım. Söyleyemem tek kelimeyi telaffuz edemem. Hayat durgunlaşır ve zaten durgun olan bu hayat benim için daha da çekilmez bir hal alır. “Sevgili her şey” böyledir işte. Sevdiğinizi bilir ama o sizi sevdiğinizi göstermez, en azından siz her zaman hissedemezsiniz onun sıcak ellerini. Aşktır bu ama ne bileyim, sanırım içinden hikâye çıkmayacak bir aşk.
“Gerek yok böyle boş masallara. Sadede gelmek lazım değil mi ama. Şekerim ne demeliyim sana bilemiyorum hani geçen gün Müftüoğulları ile yemekteydik, orada da çıkagelmez mi “sevgili her şey”.Aman Tanrım tam bir felakettim, çıktım hemen evhamlı havalarımı sildim yüzümden, tebessüm taktım takıştırdım. Yürüyüverdim salona dimdik, karşılamaya. E ne de olsa “sevgili her şey” endamlı, boylu poslu kimselerden hoşlanır. Biliyordum bunu gerçi de son zamanlarda pek kilo almıştım, vermeliydim tüm bu kilolarımı. Hayatım ne diyebilirim ki tamamen ilgisiz yine bakmıyor yüzüme bile. Çok bozuldum hem o “sevgili her şey” değil mi neden beni sevmesin değil mi, söyle söyle ayol, değil mi?”
Diye yazı yazmalıyım aslında, ne bileyim ne kadar yapmacık o kadar iyi değil mi? Söyle söyle, değil mi? Sevgili her şey her yerde yine. Kim bilir nerde? Yok ki, var mı yok mu, kim bilebilir ki!
“Şekerim diyorum sana sonraki bilmem kaç gün beraber kol kola gezindik. Ben onlardan okula, o bizden işe gitti.(“Sevgili her şey ahhh…” diye iç geçirilir)Bu kadar mükemmelini hiç bulamamıştım, iyi kapıya demir atmışım demek ki. Çetin ceviz çıktı hani ya iki üç kadehe yine kafa olup gider. Koynuna alırsın bir güzel. Barlar sokağının çıkışında hep öper seni, hiç şaşmaz.”
Aslında böyle yazmak lazım samimiyet karın doyurmuyor, sevgi hiç doyurmuyor. Ne kadar yapmacık o kadar iyi değil mi? Söyle! Söyle, değil mi?
Çiçekler gelip gider efendim. Hayatta hiç biri kurtulamadı bu güne kadar. Hepsi o kahrolası havanın etkisi midir bilmem ama ondan dolayı boynunu büktü, soldu, hayata küstü. Tıpkı benim gibi hareketsiz, bilmem kaç gün durur onlar da. Geçmiş bir aşkın izlerini aramak üzere yola koyulalı yıllar oldu desem yeridir. Sonuçta zamanın bağılı da oluyor, hani bağıl zaman var ya, bazen saniyeler oluyor bazen dakikalar. Kerata! Bu bir aşk masalı değildir. Bu sevgili her şey’in hayatta yazmak istediği masalın ta kendisidir. Aşk zaten hep uzak kalmakta sevgili her şey’e. Yalnız sabahları kalkıp, yalnız akşamları yatağına girmekte… Herkes de sever keretayı, herkes Haşmet Gülkokan gibi selam verir ona. Gülen yüz. Boş be, samimiyet karın doyurmuyor hayatta. Hiç hem de hiç.
Sevgililerimin koynunda uyandım bu sabah da.“Sevgiiiii” diye bağırmamak ne mümkün. Açmışım yıllardır böyle samimiyete. Gerçi samimiyet karın doyurmuyor ama…
Her nedense bu gün başımı kaldıracak halim yok yataktan. Yıllar yılı kayıp aşk izinden sahile kadar sürüklenen martılar gibi ben bu gün pineklemekten herhalde resmen kurtulmuş sayılıyorum. Çünkü “sevgili her şey” her yerde… Bunu biliyorum.
“Sevgili her şey” bana çektirdiğin acılar her ne zaman diner, işte o zaman ben de senin karşına çıkar, kollarımı dolarım sana. İşte “sevgili her şey” bana yaşatmadığın ya da yazdırmadığın aşk hikâyesi böyle bir hal alabilirdi, bunu biliyorsun değil mi? Söyle söyle gerçi samimiyet sana yaraşmaz ama. Ne de çok söyleyeceğim varmış sana, hayatı anlama yolunda çok yol kat etmişim şu son birkaç yıl içerisinde. Gözlerimde parıltı kalmadı. Geçen insanlar bakmaz oldu suratıma. Neye alamet tüm bunlar. Sevdiğim seveceğim düşündüğüm öptüğüm ve bulamadığım “sevgili her şey” , onunla ilgili her şey, onu bana hatırlatan her yer, bilmem belki sokaklar, belki her şey… Seslenmekten bu kadar çekinme bana, yanında olacağım bunu biliyorsun, delirmedim daha. Bitmedi her şey bana bak, yüzüme, gözüme bak. Gör içimi.
“Sevgili her şey” en son Kadıköy civarlarında bir apartman girişinde baygın bir şekilde sabaha karşı yerlerde sürünmeyle uyuma arası bir pozisyonda görüldü. Bir titreme kapladı içimi. Televizyonda değil, resimlerde değil, hayatta onu yakalayabilmiş olmak cidden güzeldi. Bir masaldı kendisi tabiri caizse bir Kadıköy masalı benim kalbimde. Acı asla değildi. Hayattan bir görüntü işte… Herhangi bir adam yoldan geçerken gözlerime takılınca böyle oluyor işte. Her seferinde gözyaşı kalıyor ellerde. Haykırmaya denize gidiyorum. Yanım boş yine. Ölümün yolu açık, hiçbir engel yok ama haykırmak işte bu çok zor. Herhangi bir sevgi ihtiyacı içinde yine o rüzgârın arkasına saklanacağım. Kimse duyamayacak yine fırtınalarımı. Herhangi bir insana âşık olabilmek nedir bilir misiniz? Herkesin sevgilisi olmak… Herkes nedir ki, sevgi nedir ki, haykırmak bunları, bu kelimeleri, bu sözleri bu kadar zor mu cidden? Bilemiyorum arkanızı dönün ben hep orada olacağım. Banklardan herhangi birinde, hayatımın herhangi bir gününde, o soluk suratımla engin bir denizin hayranı olarak bakacağım. Banklardan birinde ya da herhangi bir yerde.”Sevgili her şey”in izini bulamayacağım, oturmaktan hiç sıkılmayacağım. Her yerde olabilirim, orada olacağım. Sus dediler bana susacağım. Görme diye bağırınca gözlerim kapalı, ağlayacağım. Bilmem, kim duyar sesimi ben Kadıköy’de olacağım. Kim bakar gözlerime hıçkırarak ağlayacağım. Tanırım sizin gibileri, en azından hayatınızda her biriniz bir kere vapura binmişsinizdir. Siz de benim sevgililerimsiniz. Sarılmak bu kadar mı zor, siz söyleyin. Ağlarken diğerlerini anlamak cidden bu kadar hatta daha bile fazla zor. Zor. Zor. Zor…
Ben rıhtıma doğru bakıyorum, sevgili her şeyimi kaybettim, sevgisiz değilim.
Ben rıhtımdayım hayatımın tek sessiz köşesi, sevgili her şeyi kaybettim. Görürseniz haber verin. Sevgilidir adı. Atlar sırtınıza giderken sokak aralarında. Bakınca göremezsiniz var mı yok mu bilemezsiniz. Gülümser size hep. Acıdır onu ısırmaya kalktığınızda, bir anda parlayıverir. Çok mükemmel sarılır. Sevgili her şeyimi kaybettim. Bulursanız Beşiktaş iskelesinin önüne lütfen onu bırakınız. Hemen yanı başıma… Omzunu koysun diye.
Sevgili her şey’e…
Ogeday Celep
13 Temmuz 2007 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
İLLAHA DEĞİL İLLAKİ OLACAK.HACI YUSUFTA BIRAZ DA TÜRKÇE YAZIM KURALLARNI ÖĞRETSELERDİ KEŞKE....ama basarılı bır yazı
Yorum Gönder