13 Temmuz 2007 Cuma

Beden Pazarından Bildiriyoruz.

Acaba insanlar anladıklarımdan ve kendi anlattıklarımdan en az benim onları anlayabildiğim kadarını anlayabiliyorlar mıdır? Bilmem derim ve yola devam ederim, hayatta felsefeye gerek yok herhalde biraz da sadece o an var olduğum için var olmam gerekir sanırım. Hayat zor kafamdaki koca siyah soru işaretleriyle yaşamak pek de eğlenceli olmasa gerek. İşte belki o yüzden oturup oturup dinlenme ihtiyacı duyuyorum. Yaşlılıktan olsa gerek, kemiklerim kireçlenmeye başladılar. Takır tukur ediyorum artık yürürken. Nefesim eski kokuyor, biraz da hastalık tabi ki. Ruhum dinç değil artık aradığım huzurun yıllar yılı peşinden koştuğum huzurun bu kadar sıkıcı olacağını bilseydim eminim başka dileklerde bulunurdum. Yine kader deyip geçesi geliyor insanın artık gözyaşları titrek ellerimde birikiyor. Hep bir iç çekiş her nefesim sanki son nefesimmiş gibi. Artık anne de yok korkuyorum demek için, başını koyup omzuna ağlayabileceğin sevgilin de yok. Kemikler var. Köpekler var. Hep seni dinlermiş gibi gözüküp asla dinlemeyenler var. Titrek eller dedim ya yazarken de titrektir ruhum, dalgalanırım. Çünkü hayat zor…

Yaşlılık sendromumun bu dakikalarında cidden ne diyeceğimi ben de bilemiyorum. Sabah kalkıp bir gün aynanın karşısında saçlarımı beyaz bulmadım, kendimi üzülüyormuş gibi göstermeye de çalışmadım. Sadece yaşadığımın farkına varmamla birlikte bir baktım ki aynı zamanda yaşlanmışım. Yaşamanın bedeli bu olsa gerek. Bu kiralık bedenlerin cidden de çok yüksek fiyatlara satıldığını ben de duymuştum gerçi ama bu kadarı da fazlaydı. İlahi kattaki enflasyondan olacak artık hayatlar, bedenler ve envai çeşit diğer ilahi zerzavat son dönemde çok pahalıya satılır oldu. İnanç mesela son dönemde çok rağbet görmeye başladı, neredeyse yok satacak. Yarına inanmak, bir insana inanmak, geleceğe inanmak, iman… Bunun gibi inançlar son günlerde az bulunmalarının bir sonucu olarak piyasada çok faiş fiyatlara kapatılır oldular. Tabi bizim gibi orta kesim küçük burjuvaları da Madame Bovary gibi borç alıp alıp hiçbir zaman bu borçları kapatamayacaklarını bile bile batağa gözleri kapalı kendilerini attılar. Toplumun bu alandaki talebini karşılamakta zorlanan melek üretimciler elde edilmesi zor olan hammaddelerden ve de çok yükseğe mal olan üretim fiyatından yakındılar. Ancak toplumun bu gibi bir talebinin olması da bireylerin artık bir değişim çerçevesinde olduklarını ve de sürekli olarak ruh sanayini geliştirmeye yönelik atılımlarda bulunduklarını kanıtlar.

Tabi dönemimin ekonomik özellikleri değildi beni yaşlandıran. Bir sabah kalktım ve önceki paragrafta inkâr ettiğim şekilde (ki buna inanmanızı sizden beklemeyeceğim) kendimi artık en ufak bir işi bile yerine getiremeyecek durumda yaşlı buldum. Bedenler pazarında bu eski model cidden pek para etmezdi zaten ilk düşündüğüm de buydu ya: ikinci elden satarak bedenimi, üstüne bir miktar para ekleyerek yeni bir model kapacaktım. Özellikle bu hayalimin gerçekleşmesi için işime daha sıkı sarılacak, sürekli olarak kendimi yazı yazmaya verecektim. Dönemin metroseksüel edebiyatçılarından arkadaşım Faiz Namira’nın da dediği gibi bu gibi işlem sayesinde kendimi daha genç hissedebilecektim. Ancak genç hissetmek neydi, işte bu konuda pek fikrim kalmamıştı. Hatta bir an tereddüt ettiğim de oldu, ne demek yeni bir beden dedim kendi kendime. Aynanın karşısındaki bu yaşlı ve de prestiji kaybolmuş surattan cidden sıkılmıştım öbür taraftan komik bir şekilde ona bağlanmış olduğumu hissettim. Sonuçta sadece bir bedendi benimkisi; yan sanayiden kapatmıştı bizimkiler. Doğduğum ilk yıllarda öyle gelişmiş beden modelleri yoktu, şimdikilere bir baksana azizim hepsi maazallah kaslı, iri yapılı ve daha, gittikçe daha çok, gerçeğine benzer, gerçek insan yapısına uygun bedenler. İç çekişlerimin işe yaramayacağını biliyordum.

Beden pazarı ve bu dünyaya getirdikleri cidden ilginçti. İlk girdiğim anda kendimi bir an kaybolmuş hissettim, düşünsenize doğmadan önce, sadece ruh iken tek isteğimiz bir bedene sahip olmak. O bedeni seçme şansı ise bize verilmiyor, ailemizin ne kadar çok parası varsa o kadar iyi birer bedene sahip oluyoruz. Dünya acımasız geldi gözüme, sağlı sollu pazarcılar bağırıyorlardı. Sesleri kulağımda hala çınlar ama nafile ben bedenleri gördükçe gözlerimi zorla açık tutarak ilerliyordum, sadece ses de değildi beni rahatsız eden bedenlerdi. Düşünsenize çıplak bir sürü et parçası havuçlar gibi üst üste serilmiş. Seçmece bunlar felsefesiyle satılıyorlar, gelen bir kadın tezgâhtarın mallarına laf atıyor, tezgâhtar bedenlerinden en güzelini seçip özelliklerini anlatıyor. İlahi güçler tezgâhında ise daha önce hiç görülmemiş modeller var. İnsanı şaşırtıyor ne de olsa dünyanın kuşkusuz en yaratıcı modacısı tanrı olsa gerek diye bir kez daha aklınızdan geçiyor. Hayatın türlü türlü zorluklarından yıpranmış bedenler çeşitli tamirhanelerde düzeltiliyor. Arka tarafında pazarın bir tamirciler sitesi kurulmuş, buradan acı sesler geliyor arada sırada ama bu binalarda yüzyılın buluşlarından biri olan beden biliminin en ince ayrıntılarını bilen uzmanlar eskimiş bedenleri yepyeni yapıp çıkarıyorlar.

Pazar havası da çok sıcak ne yazık ki bu bedenlerin günübirlik gelip gitmesi çok yazık oluyor. Her gün binlerce beden bu pazara gelip ruhların teker teker ellerinden geçiyor, beğenilmeyenler ise gün sonunda atılıyor. Bir bedene ihtiyacım var, demiştim evet bunu ben söylemiştim. Haklı mıyım bilemiyorum. Buruşmuş ellerim; on sekiz yaşıma bastım basalı bana bir haller olmuş. Baksanıza ne hallere gelmişim bedenler pazarında kendine beden bakan ellilik kadınlara benziyorum. Kendimle ilgili sorunum o değil şu sırt ağrısı cidden içimi sızlatıyor da ondan. Hani o eski sırtım bana geri geleceğinden değil umudum en azından bir on yedi yaşında gözükebilmek için neler vermezdim. Bir sene bile işte bu kadar fark ediyormuş insan hayatında. Bedenimin eskidiğinin ve yavaş yavaş derimin döküldüğünün farkına vardığım anda tepkim hemen bu pazara gitmek olmuştu, evet, doğru. Ancak orada insanın bedeninin bu kadar yüksek fiyatlara satıldığını görmenin dışında insan bedeninin ne kadar beş para etmez hale geldiğini de gördüm. On sekizine geldiğinde eskiyordu, son dönemlerde sağlam bir beden bulmak çok zor olmuştu. Herkes ne de olsa yarın yenisini alırız, beğenmezsen bu sefer de pembesini alırız düşüncesiyle aşırı bir savurganlığa gittikçe bu bedenler de çürümeye ve sonunda kullan at bedenleri yolunda ilerlemeye başlayacaklardı.

Hayatımın en ilginç deneyimlerinden biri de bu olmuştu. Bir hafta için bana yetti doğrusu, daha uzun süre bu konu üzerinde düşüneceğe benziyorum. Bakalım şu bedenimi, şu vefakâr bedenimi bir gün razı olup da doğanın yasalarına karşı çıkmayı göze alarak değiştirebilecek miyim? Ama nedir biliyor musunuz bu ilahi ticaret çemberinde beni en çok üzen, insanların ellerindeki inancı bile tezgâhlara koymayı, sevgilerini bile ambalajlatıp para için olmasa bile belki yeni bir sevgi, belki yeni bir beden karşılığında takas etmeleri cidden hayatımın şoku oldu. Bana yaşlı diyebilirsiniz, evet belki, yaşlandım belki, cidden eski kafalıyım. Dinozorluğa bile aday gösterilebilirim bu konuda, çünkü hiçbir bedenle takas etmeyeceğim ve hiçbir tüccara vermeyeceğim inancım şudur ki insan bir ortak pazarda serbest ticaret kanunlarına dayalı bir şekilde kendini satan bir varlık değildir. Çağımıza ayak uyduramadım, bu insanların ve bedenlerin; ruhların ve yankılarının içimde bıraktığı acı, feryatları ve de yoksullukları beni içimden yiyor. Bu çağ beni eritti, bir gün kalkmışım, bakmışım ki yaşlanmışım. Aynen ikinci paragrafta karşı çıktığım ve inkâr ettiğim ya da görmemezlikten geldiğim gibi anında yaşlanmış bu bedeni, dünyayı ve çağı fırlatıp bir kenara atıvermişim. Bu bir değişim, ölüm de öyle…


Aslında dedik bunları, tekrar etmekte yarar var ama. Hayat zor, bunu biliyoruz, her geçen gün yaşlıyız biz. Her sabah kalktığımızda titrek ellerimiz, azan diabetimiz, yavaş yavaş beliren presbitimiz ve ekseriya hastalıklar bizim peşimize her gün ayrı ayrı yeni dem düşüyorlar. Hayat zor insanı dalgalandırıyor, bedeni şekilden şekle sokup, ruhu bayrak gibi geriyor. Ufak ufak biz de çürüyoruz, bedenler pazarına yolu düşen ve bu yollarda kendini harap eden insanlarımız ne yapsınlar. Çok da haklılar hayat bizi hamur gibi alıp oynayıp oynayıp fırlattıkça biz de hamur gibi şekilden şekle gireceğiz. Bir kaçımız dışında tabi ruh olarak kalmayı seçen ve tıpkı hayatın bizi alıp fırlattığı gibi biz de bedeni fırlatıp atacağız. Günün birinde ilahi bilimler ışığında aydınlanacak bu yeniçağa hepimiz şimdiden hoş geldin diyerek bedenlerimizden kurtulacağımız günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Çünkü acıyor canımız. Canım acıyor. Kırıldım. Bir oyuncak olmak hem ruhumu hem bedenimi kırılgan kıldı hayata karşı ve acıyor işte. Ne bilelim sevgili okuyucular, biz insan bedenini ellerimizle kırdık, kendi ellerimizle kendimizi hamur ettik. Şimdi ise ilahi adaletten medet umuyoruz ki bu gökyüzünde ve bu cennetsel demokraside maalesef hiçbir zaman haklı yanımız görülmedi. Bu sefer zincirlerimizi kırıyoruz. Hem de her alanda çağımızın cennetsel oluşumları aşağıda detay ve güncellikle bedencilik konusunda aklımızdaki fikirleri açıklığa kavuşturacaktır.

Yeni oluşumlar ve yeni arayışlar insan ruhunu değişik atılımlara götürmekle kalmayıp yeni bir politik oluşumu da tetikliyor. Bedencilik adı altında hem resim hem de edebiyat alanlarında çağımızı etkileyen düşünce akımı doğrultusunda, çağımızın önde gelen anorexic ve blumikleri imaja ve prestije dayalı bir toplumun gün geçtikçe daha gerekli olduğunu savunmaktalar. Nevral Hiktan bu hareketin öncülüğünü yapmakla kalmayıp yeni kurulan bedensel refah partisinde baş koltuğu almıştır. Bedenler pazarında da çok popüler bir yere sahip olan ünlü estetik cerrahı, bedencilik alanında ünlü keşifleriyle de insan aklının sınırlarını zorlamıştır. Nevral Hiktan’ın yönetimi altında gelecek hafta gerçekleşecek bedensel kurtuluş taktikleri adlı sempozyuma katılacak on komşu din cennet başkanı konu hakkında yeni bir düzenlemeye gidilip gidilmemesine burada karar verecek. Eğer bu hareket aktif halde çalışmalarını sürdürürse imaj çağı olarak şimdiden tarihe geçmiş yüzyılımızı politik sistemdeki ilerlemeleriyle de tarihe geçirebileceği umulmakta. Bunun yanı sıra bireyin ifade ve de ruhani kesimine ağırlık veren esoterik bilimler vakfı kurucu başkanı Muktim Helalu beden pazarlarının ve bu gibi ortamların çeşitli uzmanlara çok büyük iş kaynağı sağlaması ve toplumun bedensel refah düzeyini dengelemesi açısından çok yararlı bulduğunu belirtti.

Cennetsel oluşumların sürecini gelecek sayımızda da incelemeye devam edeceğiz, ancak belirtilmelidir ki bir alt oluşum olarak anti-bedenciler kaotik federasyonu bu konuda baskıcı ve de kesin bir tavır içindedir. İnsan bedeni asla ve asla kullanılmamalı, satılmamalı ayrıca asla ve asla alınmamalıdır. Toplumun gerçekleri yüzümüze işte bu kadar sert ve karmaşık bir şekilde vurulmuş iken ben oturmuş canımın acımasından bahseden ve yakınan bir gazeteci, sesimin duyulmasını umuyorum. Tabi ki de beden bir toplumsal obje olarak haklı yerini bulmalı, ancak bu kadar ön planda kullanıma ve ticarete açık olup olmaması gerektiği şüphelidir.

Saygılarımla Minaür Velki

Hiç yorum yok: