Elleri titrek titrekti, işte bu yüzden hayatı ellerinden kayıp gitti. Mutluluğu bir kar tanesinde ararken, kar tanesi ona geldi. Bilir misin; mutluluk kar tanesi değildir olamaz çünkü hem erir hem de çok basittir, sinirlendirici bir basitlik… Ah ne kadar melankolik, ah ne kadar ölümle evlenip gitmelik… Herhalde bu kış yine geldi halleri ayın med-cezirlik, elleri tutamaz oldu aruzunu; kasidenin hali gülünçtü bu kış… Güzel yaşayıp güzel görünmek isteyenin, elleri hırsla soğumuş, ruhu günsüz kurumuş. Belki sorun kış değildir demeyi unutmuş suratında son bir gülümseme fotoğraf negatiflerinde donmuş… Ruhu alev alev donmuş… Hayatı gözlerinden kayıp gitti, bir iki üç ve gözler görmemeli, gözler donmuş… Alev alev yanmış, yanarak da donmuş… Elleri bıçaklı, ruhu temiz kirli çocuklar, kirletilmiş çocuklar ormanda ateş etrafında döner “mini-mini-bir-kuş” gözlerinde alevler oynaşır ne kırmızı ne turuncu “pencereme” dudaklarda acı dolanır ne sevgi ne mutluluk “konmuştu”.Konan ruhların hepsi bir anda karanlıkta kendini kaybeden ruhlardır, onlar da oynaşır “aldım onu içeriyeeee… “Ne kadar da solgun suratları, ne kadar da titrek elleri, duaları kırmızı kan gibi akar, suratları katil siyah gibi kovalar. Bütün bu korkular içinde ruhu titrek hayat ruhundan kayar, orada bir iki kurtçuk dolaşır, huzurun ellerinden bir kuzey yıldızı ışığıyla doğup saf kış suyuna atılanların hikâyesi güney akşamının susuzluğunda biter, hayatın susuzluğunda, vişneçürüğü buruk kalpleri hilal olup gökyüzüne çıkabilse herkes ondan tadabilse.
Ellerine doğan her acının insanlarının sevdiği her dakika mavi adını alsın, anların sevdikleri maviye baksın, bakadursun. Biz kalkalım; ruh titrek, çekilecek. Bir bir dehşetleri görmektense herkesi pamuk yastıklar üstüne yatırıp onlara her istediğini sunmak isteyen bir masum gibi olun, topraktan doğup toprağa gidin… Saçlarınız kahverengi, elleriniz esmer, gözleriniz siyah olsun, topraktan toprağa gidin, elleriniz beni tutsun, elleriniz onu tutsun ister toprağa ister toprağa gidin. Babil’e vardığınızda size âşık olup halinize mutluluk verecekler, omzunuza tutunup toprağınızı isteyecekler… Ne gerek toprağa Babil’in gölgelerinde, ne gerek size Babil’in sözlerinde… Siz de insansınız bedeniniz titrek o da bir gün sevilecek, devrilecek. Yarım sayfa gibi kalacak hayatınız desek. Bir huzur uğrunda isek, ruh, beden titreksiz zaten bir engerek, kurbana ne gerek, huzurdan gidersek huzur bulacağız elbet… Elbet… Ruh canım ne demek, beden emret; hayatı kurumuş mavi karanfillerin, ruhları açılır. Her huzuru taçlandıran yaprakları savuran rüzgâr bir mezar başına, bir yarama dokunur… Salına salına her bir sokağın dönemecinden sapar, hayatın sonuna gelmiş gibi bir sonbahar kalbimin benden kaçtığı… Bilinmeyen mavisi bir karanfil sonbaharı. Hayatım yine morglarda çürüdü: soğuk, soğuk ve yalnızca soğuktu. Her bir duvarın arkasında bir acı beklediği; bile bile ben bir kara kedi gibi –kara, kedigözleri dehşetle sıyrılmış- patilerimi sıkarak salına salına yürürmüşüm, bir de ne görürüm mumlarla, aynada ben varmışım, ben görmüşüm…
Hayatın mutlu melodilerinin ki her zaman minörlerle yazılırlar, fa do sol’lerinde gezerken rivayete göre bir kara kedi görmüş aynada, tüyleri siyah, kalbi gece yarısı şeffafı. Ciğer korkusundan titrekmiş, patileri sağa sola giderken çok komik imiş, gözlerinin sarısı altınken çok rüyalar edinmiş kendine. Zırva, boş laf kadar titrekmiş… Üç paralel ışığın giyotininde kafasını kestirmiş, huzur şarıl şarıl akmış; üç dikey ışığın mızrağına kalbini asmış; kalbi de çok büyük ve özgürlük mavisine bakmaktaymış… Üç yatay ışığın rendesinde törpülene törpülene bir insan, bir insan ve bir insan doğmuş: esmer ten, siyah saç ve siyah gözler doğrulurken uzaya kara kedinin hikâyesi komik gelmiş halka. Alay etmişler kara kedinin haliyle; üç sonbahar rüzgârı tez kafalarını kese. Doğrulurken uzaya karakedinin, karakedinin, karakedinin gözleri ağlamış, o ağlamamış, o gün melankolik değilmiş, burç falı öyle demiş… Satir satir satirik toplumun pireleri –ama kara kedi artık insan değil mi? olsun ironi- birer birer gelmiş yeni yaralarla dokunurken gül çiçeğine halleri pekiyi değilmiş… Kendini bir boşluktan, bir hiçten bir kara’dan gelmiş gibi hissetmiş ama o kadar güzeldir ki kara kedi bilirsiniz “hiç kimse sevmez”…İnsan kara kedi titredi mi? Bana mı öyle geldi? …İster yedi periler girsin rüyasına, ister yedi hatunlar sevsin karakalem kediyi o ise çok güzeldi kimse sevemezdi, kimse bilemezdi ama üzülmüyorum bu gün o aldığım mumlara… Karalama kedi aynada gördü, mumlarda. Bir nebze gerçek, bir hayal tebessümü, bir depresyon meltemi, burcum ve yıldızlar ellerinden tutuverdi mi?
Yapay toplum; bir elma şekeri gibi her şey yapış yapış; çekici ama kırmızı ve tehlikeli. Karanlık kedi üç ışık arkasında zaten olabildiğince yapay idi, mükemmel miydi değil miydi? O da bilmiyordu, azizler insan olmak nedir bilmez, mucizeler gerçekliği kendileri sanırlar ve güller dikenleri hoş bulurlar. Gece yarısı kediler çatıda Ay’ı seyrederken mutlu olurlar. Gözlerinde hayat var artık bilumum onlar da buradan bir huzur koparırlar… Karakedi mükemmelsin. Yat uzan. İstediğin nedir dersin… Ellerinle gönlü tut belki yeni bir şeyler hissedersin… Ne kurban ne azizsin; sen “yaşamayı” hak edersin! Ellerin bende olsun, senin yerine nefes alır veririm, senin yerine ö-le-bi-li-rim. Gözlerindeki manasızlık seni değerli kılar, bedenindeki siyah tüyler kendi başına çıkar. Gözlerin beni görsün, bu kadar soruyla kafanı hiç yorma… Damızlıktır, insanlar. Hayatları boyunca güzel kalırlar ve mutlu olurlar –bir kafes arkasında-.Minderlerle rahatını sağla, yemekleri baharatlı yapmak lazım bir daha… İsterse eğil önünde, isterse eğ onu, isterse dövsün, isterse seni bin parçaya ayırsın, isterse seni kullansın; gör beni… Mumların alevlerinin azıcık da olsa aydınlattığı kış mevsiminin buharlı odasında aynanın kenarına sürüne sürüne kuyruğunu oynatan bir kara kedi gelir. Gözleri kendi üstüne dikilmiş. Pencereden ay gözükür. Hilal, gece ve yarısı yani gece yarısı oda, odada, odaya… İnsanın ölümlülüğü olsun mavi, insanın iğrençliği olsun daimi ve mavi insanın toplumu olsun bari insan mavi… Karanlıktır kedi elleri seni okşadı mı bir kukla gibi hizmet ver, onlar mükemmel… Sen de karanlık kedi sen de…
13 Temmuz 2007 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder