13 Temmuz 2007 Cuma
Adı Olmayan.
Yarın kalktığımda bugün yaşadıklarımın yarısını bile hatırlayamayacağımdan adım gibi eminim ama adım ne işte bunu hiç bilmiyorum… Beni çağırırlar ama ben adımı bilmiyorum, okuyucuya tüm içtenlikle, tıpkı bu komik balık gibi yazıyorum ve ben bir adım olup olmadığını bilmiyorum. Herkes benden mutlu gözüküyor ve ben benlik nedir onu bile bilmiyorum. Günün birinde kulağıma çalınmış bu sözler “hiçbir şey bilmiyorum”.Neden boğuluyorum gülümsemelerin içinde, kelimelerin aksanlarında, neden yoruluyorum neden sürekli yorgunum ben, derken… Derken iki, üç veya dört beş yudum su geçiyor boğazımdan. Ben bir rahibim, rüyalarımı veriyorum insanlara, her şeye kol geriyorum. Umutsuz bir vakayım aslında aşkın meyvesini boğazımda tutmaya and içtim, tutsaklığım “tutku” oldu aslında. Belki bir dinim de yok, ben bir rahibim. Çok genç yaşta çok huzur yakalamış biri, çok kırılgan hayatında çok sağlam bir putperest her şeye tapar durur gözleri, elleri çiçeklere yakarır, ruhunu toprağa kutsar, anlamaz; ben, anlamaz. Onun zaten pek de gözyaşı yoktur ki aksın, sözleri boş değil ki can yaksın; o bilmez, aslında ben bilmez. Her hem de her kilisenin duvarında bir parça bulur kesinlikle. Her neşe bir endişe. Çırpınır balıklar gibi kuru toprağa sulu girmiş, kirlenmiş, bittiği gibi gitmiş, ben; gitmiş… Cidden kendini şaşırtmakta üstüne yoktur, aslında pek konuşmaz ama pek konuştuğu da olur, manyak bir rahibim ben; kiliseyi haç şeklinde gördüğü günden beri çiçeklere yakaran… Susun biz böyle değiliz, biz yasağız o ve ben. Yani teker teker yok olmalıyız, zaten o ve ben olamayız, anlamayız biz böyle hayatın kurallarını. O ve ben yani biz demek istedim. Silahın tetiğine biz dokunmayız. Huşu ve soğuk kan dokunuşu, günah duşu, hayali bir dâhinin hayatı buluşu, ruhun uçuşu, rahibin gözlerine dokunuşu, sağdaki siyah kıyafetli Abazalar koğuşu; biz rahip değiliz yani o ve ben. Yani bir denklemden farksız iki zıt kutup olabilmeliyiz dedik ve buradayız. Siz hayatımda sevdiğim tek gerçek dikenlersiniz; o ve ben yani; kimsiniz? Aksansız da yazı olmaz, durup dururken kolları sıvayıp o söz kapağının altındaki yaraya dokunulmaz. Aslında her şey bir parodidir. Ritmi ya da melodisi hiç bozulmaz ve hayat, o ve ben, bir çırpıda yakalanan bir kelebek değildir. Hayat çiçeklere konmaz, ama bu çile en azından sizin için bir günlüktür kelebekler. Hele o tutuk tutuk kanat çırpışınız yok mu, o boş bakan gözler, mutluluk yaymaya çalışan öznellikler. Bu ne tribi şimdi kelebek, kıvırta kıvırta uçmaya hiç gelemem; o ve ben yani kelebek, o da gelemez, hele biz hiç gelemeyiz hayata. Ben bir rahibim, içimdekinin rahibi. Huzur değil çocuğum daha hamile değilim Doğru değil bizimkisi. Ben bir rahibim çiçekler kelebeği üstünüze kondurmayı kesin, beni de kesin, onu da kesin, bizi de… Sözlerimden yanmış is kokusu geliyor, kulağıma her olup biten çalınıyor, bir anda tüm dünya ben oluyorum. O da bunu isterdi; bir gün benim dünya olabildiğimi görmek, onun kadar geniş sevebildiğimi, dünya kadar katmanın altında ne kadar sıcak olabileceğimi, belki yaktığımı duymak isterdi. Belki rahip olduğumu bilmek istersiniz, yabancıyım bir balık gibi, yo hayır şu balık gibi, bilmediklerim kadar acı, sevmediklerim kadar tatlı. Zayıf bir çocuğun hayali olmak için eline aldığı şekeri yerken yere bayılmış numarası yapan dindar evrensel bütünlük, beyaz huzmeler; o da bunu isterdi. Ben de. O ve ben yani… Adım kadar eminim, yazım kadar gergin ve bezgin… Rahibim…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder