13 Temmuz 2007 Cuma

Amorothalpik Hastalıklar: Ne? Nerede? Nasıl?

Bir gün 24 yaşında bir adamın sizi Bağdat caddesinde sürüklediğinin farkına varırsanız bu hayatınızda ters giden bir şeylere alamettir. Sürekli olarak kendinizi yiyip bitirmeniz artık kesinlikle bir kaçış, bir tercih değildir. İnsanlardan bekledikleriniz sizi binlerce kez hayal kırıklığına uğratmış, sizi oradan alıp buraya atmış, savrulan bir yaprak edasıyla sürekli kendinize acımışsınızdır. Muhtemelen durum pek parlak değildir. Tedirgin olma saatleridir bunlar. Sessizcene oturmak değil daha farklı bir tedirginlik havasıdır. Bu sefer kendinizi unutursunuz, yine başkalarını hatırlarsınız. Hayatınız boyunca zaten her gün aynı duygu değil miydi yaşadığınız, bir insan korkusu, bir insani korku, bir insanı kaybetmenin o dayanılmaz insani korkusu. Sürekli olarak kafamızda dönen düşünceler vardır. İşte bu da onlardan biridir yalnız bu sefer düşünce değil insandır kendisi. Takdim edelim, nam-ı diğer hiçlik.

Evet semalarda hüküm süren bu hiçlik havası bırakın dinmeyi sağanak yağış halinde tekmil insanları etkiliyor. Bakalım sonumuz ne olacak. Çünkü bilemiyoruz evet bilemiyoruz adamlar bizi çekiştirirken biz ne yapacağımızı bilemiyoruz. Sürekli olarak bir olayın içinde kendinizi bulup ellerinizdeki tırnakları tıkır tıkır yemekte ısrar ediyorsanız hayatınızda cidden bir problem var demektir. Özellikle kahveye ve sigaraya asılan insan stereotipinde ciddi bozulmalara yol açabilecek olan bu hastalığın adı da yoktur , daha tıp literatürüne de girmeyi başaramamıştır. Ama öyle kendi halinde aramızda dolaşır, selim bir urdur kendisi adeta.

Evet bu bir hastalık olabilir ama zamanla bununla yaşamayı öğreniyorsunuz. Hem nasıl kanseri yendiler onu bunu alt ettiler bunu da edecekler günün birinde. Seminerler ve destek grupları sayesinde ayakta durmaya çalışabileceğiniz gibi çeşitli rehabilitasyon merkezlerinde de bu konuda size yardımcı olabilecek uzmanlar vardır. Hayatınızda çok önemli sonuçlar doğurabilecek ve sizi farklı sonlara yönlendirebilecek bu hastalık çağımızın tehdidi olma yolunda ilerlemektedir.

24 yaşında bir adam tarafından Bağdat caddesi boyunca sürüklenmek suretiyle bulaşan hastalığın belirtileri sonraki duygusal ilişkilerinde sağlam temellere dayanamama, hayata bakış açısında beliren pesimistik unsurlar, iletişim açısından çeşitli problemler, yoğun duygusal yüklenme sonucu olası depresyon ve kriz seansları şeklinde sıralanabilir. Hastalığın literatürde karşılığı olmamasına karşın Fransız doktor Leberron Leberrier bu hastalığa ilk teşhis koyan doktor olmuştur. Adını notlarında amorothalpik reactil kompülsiyonu olarak açık şekilde ve A.r.*a olarak kısaltılmış halde verildiğini görüyoruz. Bu hastalığın bir başka versiyonu olan A.r.* b (amorothalpik revers b) ise Bağdat caddesinde sevdiğiniz kişi tarafından bekletildiğinizde ortaya çıkmaktadır. Özellikle ayrılığa ve de hayattan kopmalara sebep olabilen A.r.*b daha sonraki dönemlerde de periyodik olarak etkisini göstermekte ve bireyleri bıkkınlık ve revers tepkiler dediğimiz karşı çıkma, aggresivite ve kompülsif davranışlara yöneltebilmektedir.

Hastalığın keşfi çok garip şekilde doktor L.Leberrier’nin türk sevgilisi Nazan ile geldiği Bağdat caddesinde ayrılma haberini alan doktorun bu hastalığa yakalanması ve kendi üzerinde yaptığı duygu tahlilleri ve kalp testleri ile gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra tipik bir A.r.*c hastası olan doktorun da ayrılma vakasına maruz kalarak bir amorothalpik kalp krizi geçirdiği ortadadır.A.r.*c’nin diğer iki versiyonundan farkı daha kalıcı ve daha efektif olmasıdır.Bu hastalık sonraki evrelerinde eğer kontrol altına alınamazsa delilikle sonuçlanabilir.

Amorothalpik insan homeostasi’sinin düzenlenebilmesi için yoğun bir duygusal refaha ve de yaşama şevkinin yanı sıra, sağlam dostluklar ve gelişmiş aile bağları amorothalpik hastalıklardan korunmanın ilk şartlarındandır. Dünyada her ne kadar duygusal tıp konusunda ilerleme katedilmiş olsa da bireyin kendini koruyamadığı ve de modern dünyamızın izole sosyal yaşamında sürekli olarak yaşadığı bu ufak revers tepkiler hayatımızda çok büyük değişikliklere sebep olabilir.

Leberrier’in kaydettiği ikinci bir vaka ise Miloseviç Yaksukina adında Rusya’da yaşayan melez bir Çinliye aittir. Etnik kökenin bu hastalık üzerinde hiçbir etkide bulunmadığını ve de her ırkta ve bünyede farklı tepkiler gösterse de hastalığın genel hatlarının değişmediğini belirten Leberrier , tipik bir A.r.*c hastası olan M.Yaksukina rehabilitasyon sonrasındaki görüşmelerinde yapılan kayıtlarda cidden topluma adapte olamamakta ve periodik olarak özgüven yıkıntılarına maruz kalmaktadır.Bu nöbetlere Miloseviç nöbetleri denmesinin nedeni de budur.Nöbet sırasında hasta özgüvenini parabolik olarak yitirip geri kazanmaktadır.Üstüne üstlük bu olay sadece birkaç saniyede gerçekleşmekle kalmayıp hastayı zorunlu dil kontraksiyonlarına itmektedir.Kısacası hasta “kilitlenip kalmaktadır”.

İlk A.r.*b vakası ise Bağdat caddesinde sevgilisini bulmuş, orada sürüklenmiş( ki 24 yaşında olması da hastalığın oluşum sürecini çok etkiledi) ve de orada ayrılma eylemine maruz bırakılmakla kalmayıp, ayrılmadan önce bekletilme krizine sokulmuş olan bendenizim. Hastalık beni garip etkilemeye başlamakla beraber bu alandaki bilgilerimi ve referansları toparlayarak geniş çaplı bir araştırma yolunda ilerlemekteyim. Tıp literatürüne artık geçmesi gerektiğine inandığım amorothalpik hastalıklar ve amorothalpic sensible medicine (A.S.M) adı altında yurtdışında ilerletilen cerrahi ve tedavi dalının ülkemizde de aynı önemle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bir A.r.*b pozitif olarak hayattan bezmişliğimi bırakın sürekli olarak kendimi Miloseviç nöbetleri içerisinde de bulmaktayım. Leberrier’in belirlediği semptomlardan çok daha fazlasını gösteren aşırı duygusal bünyelerden bir tanesine sahip olmam ve amoro-immun sistemimin zedelenmiş olması hastalığı üzerimde iki kat daha etkin yapmaktadır. Bu vakanın incelenmesi ve araştırılması konusunda Hacettepe Üniversitesi Tıp bölümünde başlattığımız çalışmalara diğer tıp mensuplarının da aynı derecede önemle desteğine ihtiyaç duymaktayız. Bizzat kendim kalbi kırık âşık denek olarak orada olacağım.

Çekinmeyin gerekirse bu hastalığın yok olması için kendimi bile feda edebilirim…

-Miloseviç nöbeti-

…Ya da etmesem daha iyi olur…

Saygılarımla Minaür Velki…

Hiç yorum yok: